Son Dakika
bltema.blogspot.com sitesinde sizi muhteşem temalar bekliyor..Hemen ziyaret etmeye ne dersiniz ??
9 Mart 2014 Pazar

Acelem var, kentim beni bekliyor!

00:16
Acelem var, birazdan mahallemize dikilecek ağaçların manolya mı yoksa akasya mı olacağına karar vermek için halk oylamasına katılacağım. Bizim mahallede alışkanlıktır bu, önce sorunları akşamları kurulan halk meclisinde konuşur, enine boyuna tartışırız. Sonrasında da oylama yaparız. Mesela geçen hafta her kapının önünde çiçekler olması gerektiği konusunu tartışmıştık, oy birliğiyle sonuca vardık. Mahalleyi görseniz cıvıl cıvıl bu aralar. Herkeste bir telaş, bir telaş! Güller, papatyalar, krizantemler havalarda uçuşuyor. Ee hafiften hava atma yarışı var elbette. Herkes kendi kapısının önü daha güzel olsun istiyor. Tatlı telaşlar bunlar canım bir şey olmaz..

mutlu sehir
görsel web'den alıntıdır.
Madem bu güne kadar koruyamamışız, bari asıllarına uygun taklitlerini yapalım projesi başladı biliyorsunuz. Bizim mahallede seksenlerden sonra yapılan o ucube apartman müsveddelerini birer birer elden geçiriyor belediye. Süslü cumbalar ekleniyor bazılarına, taştan dekorlarla, heykellerle bezeniyor o çirkin binalar. Gözümüz gönlümüz açıldı, ne güzel oldu!  Artık yeni yapılacak binalarda şehir estetiği ön plana çıkarılacakmış, belediyeden bedava mimar desteği olacakmış diye duydum. Bir de yeni yapılacak her binanın önünde küçük de olsa bahçe zorunluluğu geliyormuş. İçim kıpır kıpır, meyve ağaçlarımız da olacak artık desenize, çocuklar bahçeden erik koparma zevkini yaşayacaklar..

"Sen de kafayı estetiğe takmışsın, diğer sorunları ne yapacağız?"demeyin işte. Azıcık dinleyin; ne bu telaş, bu acelecilik, bu ön yargılı haller?  Sokak çocuğu diye bir kavram kalmadı artık biliyorsunuz. Belediyenin “şefkat evleri”nde hepsi cicili bicili odalarında gönüllü anneleriyle mutlu mesut yaşayıp okullarına gidiyorlar. Bu şefkat evlerinden her mahallede olduğu için bizler de sık sık ziyaretlerine gidip sosyalleşmelerine katkıda bulunuyoruz çocukların. Şefkat evlerinin yaşlılar için olanları da var elbette. Seksenlik janti delikanlılarla yetmişlik zarif hanımların bazen tiyatro, sanat müziği gibi etkinlikleri oluyor, mahallece gidiyoruz elbette. Hayat hiç de kötü değil dostlar, içim nasıl da kıpır kıpır bir görseniz!

İnsan yaşadığı yere benzer, o yerin suyuna, o yerin toprağına!” demiş ya Edip Cansever, bizler de yaşadığımız semtin güleç yansımalarını yaşıyoruz bu günlerde.. Yoo hayal falan gördüğüm yok, hem niye bana inanmıyorsunuz ki?

benim sehrim
görsel, web'den alıntıdır
Elektriğe, suya, ısınmaya elbette para vermiyoruz. Bu nasıl bir soru böyle? Belediyeler ne için var, bizlere hizmet etmek için değil mi? Nasıl çözdüler bu işi orasını bilemem, teknik adam değilim neticede. Ama her evin çatısına kocaman güneş panelleri kurdurduklarını biliyorum. Sıcak suyumuz çatıdan geliyor, evlerdeki kaloriferler de bu sıcak suyla çalışıyor. Kışın güneşsiz günlerde  çöplerden ürettikleri enerjiyi devreye sokuyorlarmış sanırım. Çevreye zarar veren nükleermiş hesmiş, adı bile geçmiyor tabii! Yahu o sizin dediğiniz bilinçsiz insanların nesli tükenmiş, telaşlanmayın bir daha geri gelemezler. Ne de çok korku salmışlar öyle içinize, vah vah size!


Kaldırım diye bir şey yok elbette. Bebekli anneleri, tekerlekli sandalyedekileri, yaşlıları düşünmeyecek de kendisini mi düşünecek belediye; ya siz de cidden ne acayip sorular soruyorsunuz böyle anlamadım gitti! Süslü ağaççıklarla ayrılmış yaya yolları ve araba yolları, elbette yayalar için bir kaç metrede bir oturma bankları var, bankların yanında küçük kitap kutuları da var tabii.. Dinlenirken gazetenizi, kitabınızı o kutulardan alıp okuyor, tekrar yerine koyuyorsunuz. Abartılacak bir şey değil bu niye şaşırıyorsunuz ki! Sosyal hakların olduğu bir ülkede yaşıyoruz, geçim derdi olan insan kalmadı, e hırsızlık da bitti gibi bir şey. Niye çalsınlar kitapları, gerçekten sizde gördüğüm bu paranoyak haller beni rahatsız etmeye başladı. Lütfen biraz sakin olur musunuz?

Toplu taşıma hem konforlu hem de bedava olunca sattılar tabii arabalarını, şehir merkezlerinde oturanlar. Çok akıllıca değil mi bu yaptıkları? Evden çıkıyorsunuz, bir kaç adım atıyorsunuz metro durağı, onun ilerisinde tramvay durağı, tekneler, vapurlar vızır vızır.. Beyefendi görünümlü şoförlerin- kaptanların kullandığı bu vasıtalarda mis gibi parfüm kokuyor, internet var, içecek otomatları var, oturacak yer zaten hep var.. Hem de  güneş enerjisiyle çalıştıkları için ne sesleri var ne de pislikleri. Eskiden şehir içinde milyon dolarlık arazi arabalarıyla gezen görgüsüz zenginler artık o devasa arabalarını kullanmaya utanır hale geldiler. Zaten sıkıysa toplu taşıma kullanmasınlar, bir referanduma bakar iş. Öyle parası olanın borusunun öttüğü günler geride kaldı çoktan.. Siz gerçi bana uzaylıymışım gibi bakıyorsunuz ama yalan söylemiyorum, bütün bunlar gerçek. Hal böyle olunca trafik sorunu kendiliğinden çözüldü tabii. Trafik sorununun öyle üçüncü köprü, beşinci köprü ile çözülmeyeceğini anladı akıllı belediyeler. Köprü yapmakla çözülmüyordu ki sorun, mesele kişisel araba sayısını azaltmaktı, evet ya bu kadar basitti işte..
Şimdi görseniz, şehrin bir ucundan öbür ucuna yarım saatte ulaşılabiliyor. Gürültü yok, pislik yok, ya var ya cidden sanki nüfusu azalmış bir Avrupa kentinde yaşıyor gibiyim..

iste benim kentim
görseli web'den alıntıdır.

Bana öyle kaçıkmışım gibi bakmayın. Gidiyorum ben, dedim ya mahallede manolya mı akasya mı  dikilsin referandumu var. Daha anlatacak çok şey vardı aslında ama siz bana inanmadınız ki!

30 martta ne mi yapacağım, ilahi sürahi! Bana bu saçma espriyi yaptırdınız ya çok yaşayın e mi, size de iyi pazarlar ☺ 

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Footer'ı Göster