Bayram için İstanbul'dan Bolu'ya 12 saatte varanlar mı dersiniz, Tem oto yolunda 15 kilometrelik araç kuyrukları mı dersiniz, feribot kuyruklarında saatlerce bekleyenler mi dersiniz.. Bodrum'a 1 milyon kişi akın etmiş, Ölü Deniz belediye başkanı "rezervasyon yaptırmadan gelmeyin" demiş, Antalya dolmuş taşmış.. İşte bu haberleri okudukça "oh iyi ki de kımıldamamışım bir yerlere bu bayram" diyorum kendi kendime..
Bayram gibi toplu tatillerde durum hep aynı.. Hele ki otobüs yolculuğu Çin işkencesine dönüşüyor. Harem otogarını işlevsiz hale getirdiler güya, durum daha beter oldu bence.. Örneğin yılların firması Kamil Koç'un Ataşehir tesislerini gördüyseniz bana kesin hak verirsiniz.. Gelen otobüsle giden otobüs aynı küçücük yerde yolcu bindirip indiriyor. Orası o kadar kalabalık oluyor ki, otobüslerin manevra yapacak yeri kalmıyor. İnsanlar ellerinde bavullar, koliler,su şişeleri, çocuklarla bir o yana bir bu yana "toplu dans ayini yapar gibi" otobüsün altında kalmama mücadelesi veriyorlar. En son bir temmuz akşamı tam bir saat kırk beş dakika geç kalan otobüsü beklerken yaşadığım bu görsel şov(!)dan sonra Kamil Koç'u bildiğim her mecraya şikayet etmiştim. Hatta öyle sinir olmuştum ki bu trajikomik olaya, kendimi tutamayıp telefondaki -görevi sadece şikayet dinlemek olan- zavallı "callcenter" elemanına "Kamil Koç eskiden uçak kalitesinde bir otobüs firmasıydı, geldiği durumda zavallı Kamil Koç'un yattığı yerde kemikleri sızlıyor" demiştim.. Gülüyorum şimdi kendi kendime ama durum vahimdi, birilerine bu durumun tortularını kusmazsam içim şişecekti.. Ben bu rezilliği kendi halinde, hiç bir özelliği olmayan, hatta ramazan rehavetinde bir temmuz gecesi yaşamıştım; bayram gidişi ve dönüşünü ise cidden düşünemiyorum bile.. Diyelim ki şezlong kalabalığından adım atacak yer kalmayan o plajlara gittiniz, diyelim ki insan seli içinde tatilinizi bir şekilde yaptınız, ee dönüş çilesini yaşadıktan sonra ne anlamı kalacak o tatilin, yani dinlendiğinizi mi düşünüyorsunuz şimdi?
Elbette büyüklerini ziyaret edip bayram kutlaması yapmak isteyenlere bir sözüm yok.. Gidilecek tabii.. Ama ben sevmiyorum o seremonileri de.. Neden derseniz, yılda bir kez bayram için gittiğim memleketimde insanları yaşlanmış görüyorum, bir şeyleri değişik buluyorum, içim ürperiyor.. Eskisi gibi bayramlık kıyafet coşkusu, harçlık alma heyecanı da olmadığına göre, her şey sahte geliyor, zorlama geliyor. İstiyorum ki çocukluğumun güzel bayramlarının anısı kirlenmesin, öylece kalsınlar yerli yerinde..
İşte bahaneler bulup bayram kutlamalarına gitmeyişimin nedenlerinden biri de bu.. Her gidemeyişlerimden sonra vicdan azabı yaşasam da bu çelişki hep sürüyor böyle.. Bazen gidiyorum, çoğunlukla kaçıyorum..
Bu duygularıma Murathan Mungan'ın o güzel sözlerine nefis bir ezgide daha da anlam katan Yeni Türkü tercüman oluyor:
"YENİK DÜŞÜYOR HER ŞEY ZAMANA
BİZ BÜYÜDÜK VE KİRLENDİ DÜNYA..."Kirlenmemiş bayramlarda hep birlikte coşmak dileğiyle...

0 yorum:
Yorum Gönder