Son Dakika
bltema.blogspot.com sitesinde sizi muhteşem temalar bekliyor..Hemen ziyaret etmeye ne dersiniz ??
20 Ocak 2014 Pazartesi

Sigarasız ama Tv'li günlerim..

02:41
Blog fırtınasıydı, gündemdi derken ne güzel yazıyordum düzenli düzenli. Nereden esti bilmiyorum, sigarayı bırakma mevzusu girdi araya. Yılın en uzun gecesi olan 21 aralıkta bıraktım sigarayı. Tam bir ay olmuş, bravo bana.. 

Bu arada evden çalışmanın en büyük lüksünü yaşadım belki de. Kendime izin verdim, yaptığım işlerin hemen hemen hepsini askıya aldım. Aslında yaptığım şey şımarıklık falan değildi yanlış anlaşılmasın. Bir tembellik, bir tembellikti ki üzerimde bildiğiniz gibi değil! Meğer sigara bütün hayatımı esir almış ben farkında olmadan. Onsuz çalışamıyormuşum, onsuz hareket edemiyormuşum, onsuz düşünemiyormuşum, en kötüsü de onsuz yazamıyormuşum, yani anlayacağınız günümün her safhasında o varmış!  Pat diye hayatımdan çıkınca da  allak bullak oldum tabii ki ister istemez. Yazamadım ya  bir aydır doğru dürüst, en çok buna hayıflanıyorum diyeceğim ama demiyorum. Nihayetinde beni esir eden sigaradan kurtuldum, normale de dönerim elbet yakında.. 

Her sabah kalkınca, “tamam bugün yarım bıraktığım her işi tamamlayacağım, maillerimin hepsine cevap vereceğim, blog yazılarımı yazacağım,” dediysem de kendime, olmadı maalesef, olamadı. Evet, zaten buradaki sigarayı bırakma yazımda göreceğiniz üzere ilk 10 gün epey zorlanmıştım. Peki ya sonraki günlerde ne oldu?

tv tv tv

Elim kolum kalkmadı inanın. Tamam bütün dürüstlüğümle itiraf ediyorum. Sabah kalkıyordum, kahvaltı yaptıktan sonra uzanıyordum koltuğa, açıyordum televizyonu. Akşamüzeri 3'e 4'e kadar televizyon seyrediyordum. Ne mi seyrediyordum, ne denk gelirse.. Tivibu'nun kayıtlarında ne varsa artık. Bütün diziler, yemek programları, tartışma programları. Yani normalde izlemediğim ne varsa hepsini izledim desem yeridir. Son bir hafta tivibu halime acıdı mı bilemiyorum, 5 gün önce bir mesaj geldi televizyona.. Mesaj aynen şöyle:

-Ayın 26'sına kadar bütün seç-izle filmlerini bedava izleyebilirsiniz, iyi seyirler!

Ben nasıl bulmuşa döndüm anlatamam, mucize gibi bir şeydi benim için. Saçma diziler ve yemek programlarından kurtulmuştum nihayetinde.. Şimdi diyeceksiniz ki “izlemek zorunda mıydın bütün o saçmalıkları?” Evet zorundaydım, sigaralı günlerimde yapmadığım değişik şeyleri yapmam gerekiyordu. Dedim ya kolumu kaldıramadığım için hiçbir şeye enerjim yoktu ve oyalanmam gerekiyordu. 
Neyse işte filmlerin bedava olduğunu görünce hemen başladım izlemeye tabii ki ben. Neler neler izledim 5 günde, anlatacağım tek tek. Başladım romantik komedilerden. Çünkü romantik komedi filmleri insana pozitif duygular verir dedim, bu geçici depresif ruh halinden sıyrılmak için iyi bir fırsattı belki de.

İşte 5 günde izlediğim filmlerin listesi:


1- Bir Noel Düğünü ( A Christmas Day ) - 2006 yapımı, gerçekten de kötü bir filmdi, zaten yarısında uyudum. Oysa yılbaşı konulu bütün filmleri bayıla bayıla izlerim normalde, bu film benim açımdan sınıfta kaldı.

2- Fırtınalı Aşk ( Force of Nature) – 1999 yapımı, baş rollerinde Ben Affleck ve Sandra Bullock oynuyordu. Evlenmek için nişanlısının yanına uçakla gitmeye çalışan Ben, Sandra ile uçakta tanışıyor, bir sürü macera yaşıyorlar, sonu ise hiç de beklenen gibi olmuyor. Sürükleyici, hoş, eğlencelik, izlenilebilir sıradan bir  romantik komedi. Tavsiye ederim.

3- Her Yerde Aşk ( The Ages of Love) – 2011 . Yönetmen Giovanni Veronesi. Sıkı durun şimdi, oyuncular Robert De Niro, Monica Belluci, Riccardo Scamarcio.. İtalyan filmlerine bayılırım zaten. Romantik komedi izlenecekse İtalyan ya da Fransız olmalı bana göre.. Müzikler, manzaralar, diyaloglar harikadır bu filmlerde. Nitekim bu film de yanıltmadı beni.  İzlediğim filmlerin içinde en güzeliydi diyebilirim. Üç ayrı hikaye vardı filmde, gençlikte aşk, orta yaşta aşk ve ileri yaşta aşk. Robert De Niro da son hikayenin kahramanıydı. Bu filmi izlemek için benim gibi sigarayı bırakma depresyonuna girmeniz gerekmiyor, beş yıldızlı filmdi diyorum. 

4- Prens ve Ben2: Kraliyet Düğünü ( The Prince & Me II: The Royal Wedding ) - 2006
Bu filmi daha önce izlemiştim, ama dedim ya canım pembe masallarda gezinmek istiyordu, tekrar izledim. Sevimli komik olaylar, aşk ve de Danimarka'nın güzel manzaraları... Bundan daha güzel vakit geçirmelik film mi olur. Hele de benim gibi romantik masalları seviyorsanız..

5- Prens ve Ben3: Kraliyet Balayı ( The Prince & Me III: The Royal Honeymoon ) - 2008
Serinin iki filmini üst üste izleyince şahane oluyor. Keşke Tvbu ilk filmi de yayınlasaymış, onu da izlermişim. Bizim aşıklar sonunda evleniyorlar ve balayına çıkıyorlar. Ama balayında da aksilikler peşlerini bırakmıyor, hatta hırslı başbakanın yokluklarını fırsat bilip çevre katliamı yapmasına da engel oluyorlar. Dedim ya, harika bir seyirlik, oh hayat hep romantik komedi tadında olsa dedirtiyor insana.. Serinin bütün filmlerini alıp peş peşe izleyin derim.

6- Çılgın Aptal Aşk ( Crazy, Stupid, Love) – 2011 Romantik Komedi dosyasında kayda değer bir film kalmayınca komedi klasörüne geçtim. Bu seçtiğim filmin türü komedi olarak geçiyor ama bence romantik komedi. Steve Carell ve Julianne Moore'un oyunculukları zaten çok hoş. Filmin erkek karakteri Call, 25 senelik karısı kendisini aldattığını söyleyip boşanmayı isteyince hayatını tümden değiştiriyor. Giyim, kuşam, tavırlar... Normalde biz hep tersine yani erkeğin aldatmasına ve kadınların kendilerini değiştirmelerine alışmışızdır; bu filmde tam tersi oluyor. Çok eğlenceli, keyifli ve izlenesi bir filmdi, teşekkürler Tivibu.

7- Stepford Kadınları ( The Stepford Wives) – 2004. Komedi klasöründen seçtiğim bu film de keyifliydi. Nicole Kidman oynuyordu ne de olsa. Konuyla ilgili yazacağım bir cümle bile filmin hikayesi hakkında ipucu verir, bu nedenle yazmıyorum. Soft renkler, harika masalsı bir ortam, komik bir bilim-kurgu desem yeter sanırım. Ben sevdim, eğlendim, tavsiye ederim.

8- Aşkın Kitabı ( Becoming Jane) – 2007 Dram klasöründen seçtiğim bu filmde William Shakespeare'in eşi ile aynı ismi taşıyan, gülüşü tescilli Anne Hathaway oynuyordu ve bence güzel bir filmdi. Meşhur Gurur ve Önyargı ( Pride and Prejudice) kitabının yazarı Jane Austen'ın bu kitabı yazarken nelerden esinlendiğini anlatıyordu. Ben çok beğendim filmi. Zaten on sekizinci, on dokuzuncu yüzyıl Avrupasında geçen filmlere, o dönemin giysilerine, naif diyaloglarına hayranımdır.

9- Açlık Oyunları ( The Hunger Games) – 2012 Bilim-kurgu türündeki bu filmin her ne kadar ikincisi çıksa da ben birinci filmi ilk kez izleme fırsatı bulabildim. Kitabını da okumamıştım, isabet oldu. Filmin başlarında yaratılan distopyayı (ütopyanın kötü hali yani totaliter devlet modeli, baskıcı sistem) çok çarpıcı buldum. Sınıfsal farklılıkların abartılı bir şekilde anlatıldığı faşizm çok etkileyiciydi. Sonrasında açlık oyunları başlayınca aklıma Truman Show geldi. Tv dünyasındaki “reality show” maskaralıklarının bir gün bu filmdeki gibi insan hayatına bile kastedebileceğini düşünmedim desem yalan olur. Milyonlarca insanı ekran başına kilitleyen bu saçma yapımlara ve kapitalist dünyadaki dengesiz eğlence anlayışına filmden aklımda kalan bir cümle çok iyi karşılık veriyordu..
“ İnsanları korkutamazsan, destekleyecekleri bir konu bulmalısın” 
İşte sistemin dayatmasını anlatan, filmin en güzel cümlesi bence.
Her ne kadar vermek istediği mesaj güzel olsa da açıkçası film öyle çok da çarpıcı değildi diyebilirim. Açlık oyunlarındaki gerilimi hissedemedim pek, daha çarpıcı sahneler bekliyordum, belki de filmden önce kitabı okusaydım çok daha iyi olurdu. Ama yine de izlenecek bir yapıt diyorum.

Gördüğünüz üzere beş günde 9 bedava film izlemişim. Ayın 26'sına kadar da izleyebilirim.Peki böyle film izleyerek mi geçecek günlerim, elbette hayır. Düzeliyorum yavaş yavaş; sigara içmeyen normal insanların normal hayatına geçeceğim en kısa sürede, yine çalışacağım, yine yazacağım.. Bu geçen bir ayı hastalık sonrası “nekahat” dönemi olarak düşünüyorum. Vücudumda  birikmiş yılların tahribatı düzeliyor, kolay değil elbet..



Birazcık kendimi rölantiye aldım, iyi yapmışım bence. Sizce? 

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Footer'ı Göster