Son Dakika
bltema.blogspot.com sitesinde sizi muhteşem temalar bekliyor..Hemen ziyaret etmeye ne dersiniz ??
13 Aralık 2013 Cuma

#blogfırtınası / 8.gün ödevi / Selanik Selanik ıssız kalasın!

02:03
#blogfırtınası etkinliğini hala 5 gün geriden izliyorum ve sekizinci gün ödevimiz şöyle:

Gün 8.En sevdiğiniz şarkıyı alın, ismi ve sözleri yazınıza ilham olsun. 


İnsanın en sevdiği şarkı olur mu hiç, en sevdiği şarkılar vardır. İçinde bulunduğu ruh haline göre değişen, söyleyemediklerini dile getiren, dokunan, anısı olan, unutulmayan, bazen ağlatan, bazen gülümseten şarkılar..

Benim de çoktur böyle şarkılarım. Ama türkülerin yeri başkadır gönlümde. Gesi Bağları, Kırmızı Buğday, Neşet Ertaş'ın sesinden Anadolu ezgileri, Sabahat Akkiraz'ın buğulu sesinden Arguvan Türküleri, Zara'nın o yanık sesiyle söylediği Orta Anadolu Türküleri, büyük usta Zülfü Livaneli'nin özgürlüğü, barışı, kardeşliği anlatan türküleri..

İlle de Selanik Türküleri...
Neden bilmem, içimi dağlar bu türküler. Acı dolu, çaresizlik dolu insan hikayeleridir çoğu.. Ezgileri hep dokunur yüreğime.. 




Selanik Türküsüde her dinlediğimde müziğiyle, sözüyle, hikayesi ile tüylerimi ürperten türkülerden biridir.
İmkansız bir aşkın acı hikayesi anlatılır yanık yanık...

1800'lü yılların sonlarıdır; Selanik'te Rumlar, Ermeniler, Pomaklar, Türkler, bütün renkleriyle, ayrı ayrı dinleriyle saygı ve sevgi içinde yaşarlar. Rüstem Ağa'nın da kent merkezinde bir kumaş mağazası vardır, hali vakti yerindedir, bir konakta yaşar.  Güzelliği dillere destandır kızı Fitnat'ın.. Daha on altısındadır Fitnat, gözünün bebeğidir Rüstem Ağa'nın. Görücüler gelir ama, Rüstem Ağa, “küçüktür benim kız” deyip savuşturur bu talepleri; hiç razı değildir kızını evlendirmeye.

Bir gün bir delikanlı girer Rüstem Ağa'nın dükkanına; kumaşları inceler, bir gömleklik beğenir.
Temiz yüzlüdür, “keşke benim de böyle bir oğlum olsaydı” diye düşünür Rüstem Ağa. Kanı kaynar bu delikanlıya. Sorar:

        - Adın nedir, kimlerdensin, nerede oturursun oğul?
        - Adım Mehmet, yakınlarda Mazganlı köyündenim, pazara biraz mal getirdik. Anam
babam köyde yaşar, keşke bir iş bulabilsem de ben de Selanik'e göçsem derim, ama zor!

Rüstem Ağa, ağzından dökülen “Gel bu dükkanda çalış, ekmeğin aşın, yatacak yerin benden; emeğin de karşılıksız kalmaz!” sözlerinin imkansız bir aşk hikayesinin başlangıcı olacağını nereden bilecektir...

Zaman içinde Mehmet, Rüstem Ağa'nın hem güvenini hem de sevgisini kazanır. Sadece dükkan işlerinde değil, konağın işlerinde de yardımcı olmaya başlar. Bazen zerzevat götürür konağa Mehmet;  bazen de Rüstem Ağa'nın evde unuttuğu bir şeyi getirir dükkana..


selanik selanik issiz kalasin!


 Günler böyle geçerken bir gün yine konağa giden Mehmet, göz göze gelir Fitnat'la.. Aşk ateşi düşer körpe yüreklerine işte o anda. Gizli gizli görüşmeye başlarlar.. Başında sevda kelebekleri uçuşan Fitnat'ın halindeki değişiklik, gözünden kaçmaz elbet annesinin. Ağzını arar, öğrenir durumu. Rüstem Ağa'nın da haberi olur bir süre sonra. Sevinir, çünkü Mehmet'i çok seviyordur, kendisi  bu dünyadan göçünce gözü arkada kalmayacaktır Mehmet Fitnat'la evlenirse..
Tez elden haber uçurulur Mehmet'in köydeki ailesine. Laf söz olmasın diye bir an önce düğün yapmaya karar verirler.

Ne güzel hikaye değil mi, “sevenler kavuşur, gökten üç elma düşer..” gibi bir sonla bitsin istiyoruz.  Ama hayat zordur, bazen de “mutlu aşk yoktur!

Kimilerine göre savaştan kaçıp gelenlerin bulaştırmasıyla, kimilerine göre limana gelen yabancı gemilerdeki insanların yüzünden, nedeni neyse ne, kolera bir kara bulut gibi dolaşmaya başlar Selanik'in üzerinde.. Evlerden yükselen ağıt sesleri koleradan ölenler içindir. Düğüne tam bir hafta kala, evet bir hafta kala Fitnat yatağa düşer, imarete kaldırırlar.

Bu dillere destan aşk, yarım mı kalacaktır?

Fitnat anlar durumun umutsuzluğunu ve duyguları dökülür dudaklarından:

Çalın davulları çaydan aşağıyaMezarımı kazın bre dostlar belden aşağıyaSuyumu kaynatın kazan doluncaya…Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver.Al başımdan bu sevdayı götür yare ver

Fitnat'ın türküsü de, umutları da yarım kalmıştır... Düğüne 3 gün kala nefesini verir bir gece vakti. Tam da söylediği gibi kazanlar kaynar, cenazesi yıkanır ve insanların ağıtları çığ olur yükselir. Üç gün sonra gelinlikle Selanik sokaklarında gezecekken, tabutu yol alır cumbalı evlerin arasında... Sevdalısı Mehmet, kendi elleriyle kazar Fitnat'ın mezarını ve yarım kalan türkü, O'nun duygularıyla tamamlanır:

"Selanik içinde sala okunur,Salanın sedası cana dokunur.Gelin olan kıza kına yakılırAman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver.Al başımdan bu sevdayı, götür yare ver.Selanik Selanik… Issiz kalasın!Taşına toprağına bre dostlar, diken dolasıSen de benim gibi yarsız kalasın.Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver.Al başımdan bu sevdayı, götür yare ver".

Mehmet'in ahı mı tuttu bilinmez ama bir süre sonra kara bulutlar çöker Selanik'in üzerine. Balkan Savaşı'nda Yunanlılar alır bu şehri, artık huzur kalmamıştır.. Asıl kötüsü ise o zamanlar hiç akla gelmeyen mübadele günlerinin acısı olacaktır bir süre sonra..
Fitnat'ın mezarı orada, annesi babası yollarda..

Fitnat'la Mehmet'in hikayesi unutuldu elbet yüzlerce unutulmuş imkansız aşk gibi, ama türküsü bizlere yadigar kaldı..


Aman ölüm zalim ölümÜç gün ara verAl başımdan bu sevdayıGötür yare ver

NOT: Atatürk de bu türküyü çok severmiş...

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Footer'ı Göster