Son Dakika
bltema.blogspot.com sitesinde sizi muhteşem temalar bekliyor..Hemen ziyaret etmeye ne dersiniz ??
4 Aralık 2013 Çarşamba

#blogfırtınası / 3. gün ödevi / Gitmek İstediğim Bir Yer..

03:56
Bugün #blogfırtınası etkinliğinin üçüncü günü ve ödevimiz şöyle:

Gün 3. Dünyada istediğiniz bir yere gidebilecek olsanız nereyi seçerdiniz, düşünün. Oradaki deneyiminizi yazın.


Ben aslında çok yere gitmek istiyorum, nereden başlasam acaba? Hayal kurmakta üstüme yok nasılsa. Madem hayalîbir deneyim yazıyoruz, o halde masalsı şehir Prag'a gideyim ben. Hatta mevsimlerden sonbahar, aylardan eylül olsun.

..........

Uçak şehre yaklaştıkça içim daha bir coşuyor. Film sahnesinin ortasındayım sanki. Bir diktatöre teşekkür etmek bana yakışmaz ama, şehre adımımı atar atmaz bu güzelliklere dokunmadığı için Hitler'e teşekkür edesim geliyor ne yalan söyleyim..

Parag gorunum

Hep söylerlerdi “Yok böyle bir şehir, bir masalın ortasında gibi adeta” diye ya, yanılmamışlar. Gördüklerim karşısında adeta büyüleniyorum. Sevinç içinde yine Orta  Çağ'dan kalma otelime yerleştikten sonra atıyorum kendimi sokaklara.. Otelim metro durağına çok yakın, zaten yürüyerek gezeceğim ama sabaha kadar olan metro sayesinde uzak köşelere de gidebilirim. Ah diyorum içimden, ah keşke İstanbul'u da koruyabilseydik! Metromuz yüz yıl öncesinde yapılmış olsaydı diye hayıflanırken sıyrılıyorum bu düşüncelerden.. Bir masala acımasız gerçekler yakışmaz!

Şehrin ortasından kıvrılarak otuz kilometre boyunca giden Vltava Nehri, içindeki sekiz ada, üzerindeki on sekiz muhteşem köprüyü göreceğim için çok heyecanlıyım.

 Fotoğraf mı çeksem, yoksa bu güzelliği içime mi çeksem bir türlü karar veremiyorum..

 Ben en iyisi gün batımında nehirde düzenlenen tekne turlarına katılayım diyorum. Hem romantik müzik eşliğinde şarabımı yudumlarım, hem de bir yağlı boya tablonun canlanmış hali gibi görünen bu muhteşem şehri nehirden doya doya seyrederim..

masalsi..
Yaz aylarında bile ortalama 19 derece civarında olan hava muhteşem. Ne üşüyorum, ne de terliyorum. Başlıyorum öylesine bir sokaktan gezmeye. Rönesans, Gotik ve Barok Mimarisi'nin nefes kesen örnekleri beni bekliyor! UNESCO, Dünya Kültür Mirası listesine bu şehri de almakla gerçekten de çok iyi yapmış. Olur da bir gün evrenden başka ziyaretçiler gelirse, onlar da görmeli burayı!

Sokaklar turist kaynıyor. Prag'da sonbahar romantizminin cazibesine kapılan büyük bir güruh bu! Ama ben, biraz daha sakin halini görmek isterdim bu büyülü şehrin.. Zaman dursun, insanlar dursun, ben seyre dalayım isterdim..

turist turist turist..
Aldığım rehber kitaba baktığımda, bu küçücük kente sığmış iki binden fazla tarihi eser, yetmişe yakın saray, seksen tane kilise, otuz beş tane manastırdan hangi birini göreceğime karar veremiyorum bir türlü.. Zaten karar vermeme de gerek kalmıyor. Zira her adımda bir tanesi ile karşılaşıyorum. Charles Köprüsü, Prag Kalesi, Astronomik Saat, birbirinden heybetli katedraller, Yahudi Mahallesi ve elbette ki Kafka Müzesi..

 İnanılmaz bir tarihi atmosferin içindeyim, başım dönüyor geçmiş yaşamların izini sürdükçe..

Neredeyse her köşe başında rastladığım mini konserler, bu masalsı gezide ruhumu daha da okşuyor. Zamanlar ötesindeyim, saatler benim için durmuş. Kaç saat gezdiğimin farkında bile değilim.. Galiba bu şehre aşık oluyorum, zaten Prag'a giden herkes de bu şehre aşık olmuyor mu?


en eski bar

Geze geze akşamı etmişim, hiç farkında bile değilim. Şehrin bir çok noktasında gördüğüm cep dergilerinde akşam etkinlikleri ile ilgili kapsamlı bilgiler buluyorum. Galeriler, klasik caz, alternatif rock müzik, barlar.. Hangisine gideyim derken kendimi 1499 yılında kurulan ve dünyanın en eski pub'ı ünvanını taşıyan Pivovar U Fleko'da buluyorum. Tam 514 yıl önce yapılan bu yerde Becherovka dedikleri ulusal içkiyi içmeme bile gerek yok aslında, Prag beni öyle sarhoş etmiş ki zaten! Meşhur dana biftek ve patatesle karnımı doyururken keyfim doruklarda dolaşıyor..

tahta kuklalar
Hayal bu ya, param da çok, zamanım da! Ertesi gün Wenceslas Meydanı'nın çevresindeki ara sokaklarda dolaşırken bütün sevdiklerime hediyeler alabileceğim sevimli dükkanlarla karşılaşıyorum. Tahta kuklalar, Bohemya Kristali cam hediyelikler, el yapımı orijinal oyuncaklarla doluyor elim kolum. Bu masal şehrin resimlerinden almak içinse Charles Köprüsü'ne yöneliyorum.


Prag'da kaç gün kaldım farkında bile değilim.  Şehrin büyüsünü anlatan bir hikaye yazmaya yetecek kadar uzun kaldığım ise,  zaten apaçık ortada değil mi?







0 yorum:

Yorum Gönder

 
Footer'ı Göster