Son Dakika
bltema.blogspot.com sitesinde sizi muhteşem temalar bekliyor..Hemen ziyaret etmeye ne dersiniz ??
5 Kasım 2013 Salı

Cem Sultan ve 2. Bayezid'in iktidar kavgası..

04:39

Cem Sultan
Öncelikle Fatih Sultan Mehmet'in Kanunnamesi'nden bir madde ile başlayalım.
“Ve her kimseye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşlarını Nizam-ı Alem  için katleylemek münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz etmiştir. Anınla amil olalar..
Yani özetle demiş ki Fatih Sultan Mehmet:
“Devlet istikrarının devamı için saltanata geçecek olan çocuklarımın birbirini öldürmesi uygundur, Osmanlı'nın alimleri de buna izin vermiştir..”

Bu ön bilgiden sonra 15. yüzyıla doğru bir gidelim. İstanbul'un fethinden 6 yıl sonra, 1459 'da Edirne Sarayı'nda doğar Cem Sultan. Babası Fatih, o sıralar Yunanistan seferindedir. Sarayda 4 yaşından 10 yaşına kadar iyi bir eğitim alır. Yunanca, Farçsa, Fransızca ve İtalyanca'yı çok iyi bildiği söylenen, aynı zamanda çok da iyi bir şair olan Cem Sultan, Ağabeyi 2. Bayezid'den 13 yaş küçüktür ama çok daha yetenekli ve çok daha iyi yetişmiş bir şehzadedir. Babası Cem Sultan'ı çok sever. Hatta 1481 yılında ölmeden önce 
“ Benden sonra tahta geçecek olan Cem'dir” dediği de rivayet edilir.

cocuk
alıntıdır
Dönelim hikayemize. Cem Sultan, 10 yaşındayken Kastamonu Sancak Beyliği görevine getirilir. Sancak Beyi demek, imparatorluğun sınır bölgelerindeki en üst düzeydeki yönetici demek bu arada.. Abisi Mustafa ölünce de Konya'ya vali olmuştur. Diğer abisi 2. Bayezid ise henüz 7 yaşındayken, Hadım Ali Paşa denetiminde Amasya Valisi olmuştur. Yani beylerbeyidir, bir eyaletin yönetiminden sorumlu olan kişidir... Çocuk yaşlarda iktidar hırsı bilinç altlarına kazınmıştır bu kişilerin. Böyle bakıldığında, zaten kardeşlerini öldürmek istemeleri çok da normal karşılanabilir.
Baba ölür 1481 yılında, Cem daha 22 yaşındadır. Tahtı kim ele geçirirse hükümdar da o olacaktır. Aslında en iyi kardeş, ölü kardeştir demek de mümkün tabii ki! ( Sarık ve İstanbulin, sf: 95)


taht kavgasi
alıntıdır
O zamanlar iletişim ulaklar aracılığı ile sağlanır. Babaları öldüğünde Bayezid Amasya'da, Cem Konya'da.. Kim önce haber alırsa o tahta geçecek. İşte entrika diyebileceğimiz politik manevralar da bu noktada başlar. Topkapı Sarayı'nda daha iyi örgütlenmiş olan Bayezid'in yandaşı Sinan Paşa, ulakların Cem'e 3 gün geç gitmesini sağlar. Böylece Bayezid, padişahlığını ilan eder. Cem Sultan bunu kabul etmez tabii ki, toplar bir ordu Konya'da ve yola çıkar. Bursa yakınlarında, abisinin gönderdiği orduyu yener. İstanbul'da Bayezid her ne kadar padişahlığını ilan etmiş olsa da, Cem Sultan da Bursa'da kendi padişahlığını ilan eder, hatta kendi adına para bile bastırır. Bu arada Bayezid da boş durmaz elbette. Cem'in destekçisi Sadrazam Mehmet Karamani Paşa'ya karşı yeniçerileri kışkırtır ve O'nu öldürtür. Ulema'yı etkiler,  vakıf arazilerine el konulmasından vazgeçileceğini ilan eder ve vakıf sahibi güçlü aileleri de yanına çekmeyi başarır. Sonra da Bursa'ya güçlü bir ordu göndererek kardeşine yeni bir savaş daha açar. Cem, kan dökülmesin diye Anadolu topraklarını kendisinin, daha geniş olan Rumeli topraklarını ise Bayezid'in yönetmesini, yani ikili bir yönetim şeklini teklif eder abisine.. Ama savaşı kaybedince bu olasılık da ortadan kalkar. Yani Cem Sultan'ın saltanatı sadece 18 gün sürer.

iktidar
alıntıdır
İktidar hırsı bitiyor mu peki, tabii ki bitmiyor... Önce Kahire'ye gidip Memluklular'a sığınır Cem Sultan. Amacı ise geri dönüp iktidarı ele geçirmektir. Memluk Sultanı'ndan maddi destek alacak ve ordu kurarak geri dönecektir. Memluk Sultanı ise bu iktidar savaşı sırasında Osmanlı'nın yıpranacağını düşünür, hem dost bir padişah da iyidir.. Yani karşılıklı çıkarlar uygundur. Memluk Sultanı Kayıtbay, “Sana destek vereceğim ama önce gelmişken hac görevini yerine getirerek Müslümanlar gözünde itibar kazan” der. Böylece Cem Sultan, Osmanlı Hanedanı'nda ilk hacı olan kişi ünvanını alır. İslam dünyası'nda ise itibar kazanır. Ailesini orada bırakıp Adana'ya gelen Cem Sultan, Karaman Beyi'nin desteği ile Ankara Kalesi'ni kuşatır ama başaramaz. Çareyi Rodos Şövalyeleri'ne sığınmakta bulur. Şövalyelerin lideri Pierre d'Aubusson'la adada özgür alacağına dair bir anlaşma yapar. Amacı ise  Macar Kralı Matyas'dan destek alıp abisine tekrar savaş açmaktır.

şövalye
alıntıdır
Şövalyeler ise elbette bu durumu kendi çıkarları için kullanırlar. Bir kaç ay içinde Bayezid'la anlaşma yaparlar. Şehzade adada tutsak kalacak, karşılığında ise bakım masrafı adı altında o zaman için çok yüklü bir bedel olan, yılda 40.000 Venedik Dükası alacaklar ve Osmanlılar'la serbest ticaret yapabileceklerdir. Adı "bakım masrafı" bile olsa Osmanlılar, tarihlerinde ilk defa haraç ödemeyi böylece kabul etmek zorunda kalırlar. Bayezid, bu süre içinde kardeşinin bir şekilde öleceğini de umut ediyordur muhtemelen... 
Bu işten en büyük çıkarı ise, kuşkusuz Rodos Şövalyeleri elde eder.. Hem Osmanlılar'dan para sızdırmak, hem Osmanlılar'ın adaya saldırmasını engellemek, hem de Hristiyan Dünyası'na karşı etkili bir kozu ellerinde tutmak; daha ne olsun!  Düşünsenize, o dönemin Avrupası'nda hangi kral, Osmanlı Padişahı'nın korkulu rüyası olan böyle bir tutsağı ele geçirmek istemezdi ki?

zizimi
Şövalyeler, Cem Sultan'ın kendi isteğiyle bu çok değerli tutsağı gemiyle Fransa'daki Limousin'e , Bourganeuf'da inşa ettikleri özel kuleye götürürler ve tutsak etmeye devam ederler. Uzaklaştığı için Bayezid tarafından öldürülme riski de azalmış olur Cem Sultan'ın.. Avrupalılar Cem'e Zizimi dedikleri için bu kule de Zizimi Kulesi olarak bilinir ve günümüzde hala ziyaretçileri vardır. Bu kulede Cem Sultan, 2 yıl hapis kalır. Bu süre içinde ağabey Bayezid'in uykuları elbette kaçmaya devam eder. O'nu öldürtmek için elinden geleni yaparken bir taraftan da haraç öder. Olay öyle bir noktaya varır ki, bu değerli tutsak için krallar birbiriyle yarışa geçer. Mesela Bayezid, Topkapı Sarayı'ndaki Hristiyanlığın kutsal emanetlerinden “Vaftizci Yahya'nın Eli”ni şövalyelere ve “Hz. İsa'yı öldüren mızrağın parçası”'nı Roma'ya göndermiştir. Bir çok kral da şövalyelere  teklifler götürürler ve ihaleyi 7 sene sonra Papa VIII. Innocentius kazanır. Böylece bahtsız şehzade Cem, 1489 yılında, Roma'ya gönderilir. Bunun karşılığında ise Rodos şövalyelerinin lideri Pierre d'Aubusson kardinal olur. Papa, Cem'e Hristiyan olması karşılığında özgürlük vaadeder ama Cem Sultan bunu şiddetle reddeder. Zavallı Cem, dayısı olduğu söylenen Macar Kralı Matyas'a ulaşabileceğini düşünürken, bir sene sonra 1490 yılında Matyas da ölünce artık hiç bir umudu kalmaz. İki sene sonra papa da ölür mü... Yerine geçen yeni papa VI. Alexandre, yine Bayezid'le anlaşmalar yapmayı düşünür. En sonunda  Osmanlılar'a karşı Haçlı seferi yapmayı düşünen Fransa kralı VIII. Charles, 1494'de Roma'ya iner ve Cem'i ele geçirir. Fransa'ya doğru giderken yolda hastalanıp 1495 şubatında  Cem aniden ölür. Bayezid'in casuslarından birinin berber kılığında kanına zehir karıştırdığı söylentisi dolaşır. Bir diğer söylenti ise, Papa'nın  seneler boyu haraç kaynağı olan şehzadeyi  krala yedirmemek için teslim etmeden önce yavaş yavaş zehirlediği  yönündedir.. Bilemiyoruz elbet ne olduğunu; bildiğimiz tek şeyse, iktidar hırsının ne korkunç boyutlara ulaşabileceği..

Cem Sultan ölür de pazarlıklar biter mi? Hayır bitmez elbette. İlaçlanarak bozulmadan saklanan ceset de yıllar boyu pazarlıklara konu olur. Kardeşinin ölümü üzerine 3 gün yas ilan ettiren Sultan Bayezid, ölümünden tam 5 yıl sonra cenazeyi Bursa'ya getirmeyi başarır ve diğer kardeşi Mustafa'nın yanına gömdürür.
şahzade cem

Yazının başında belirttiğimiz gibi, taht kavgaları çıkmasın diye kardeş katlini meşru kılan Fatih, ne oğullarının taht kavgasına engel olabilmiş, ne de en sevdiği oğlu Cem'in sultan olmasını sağlayabilmiştir! 
Peki bu kardeşlerin 13 sene süren taht kavgası nelere mal olmuştur?
 Bu olay yüzünden Osmanlı kasasından ciddi miktarda haraç ödenmiştir.
 Batılı Devletler ve Papa, Cem Sultan'ı bir şantaj unsuru olarak kullandıkları için, Osmanlılar'ın fetihleri durmuş, 2. Bayezid dönemi sönük geçmiştir.
İki oğulun da kafasında ya saltanata geçmek, ya da ölmek varmış gördüğünüz üzere. Yorum size kalmış..

Gelelim günümüze.. Saltanat sülalesinden olduğu gerekçesiyle 7 yaşında çocukların devlet yöneticisi yapılmadığı, daha aklı başında  bir cumhuriyetimiz var çok şükür... Ama cumhuriyet tarihi boyunca, iktidar sahiplerinin yakınlarının  iyi mevkilere geldiğine dair çok da kanıtımız var maalesef!
 İktidarı ele geçirme entrikalarında ise değişen pek bir şey yok. O dönemlerde şehzadeler öldürülürmüş, şimdilerde ise rakip partinin başkanına bir komplo video düzenleniyor, adamın hayatı değil ama siyasi gücü anında bitiyor! O dönemlerde insan casuslar varmış, şimdilerde ise teknolojik casuslar var.. Böcekler, kameralar, bilgisayar virüsleri..vs.  O dönem gösterişli saraylarda halktan uzak yaşayan padişahların yerini ise, günümüzde 2000 kişilik koruma ordularıyla gezen, geçeceği yollar trafiğe kapatılan başbakanlar almış.. O dönem, yeniçerilere ulufe dağıtan iktidar, günümüzde sistemini koruyan polislere ikramiye dağıtıyor.
O dönem de kişisel iktidar hırsı için dış ülkelerle işbirliği yapılırmış, şimdilerde de durum farklı değil.. O dönemin Avrupa Kralları'nın yerini günümüzde Avrupa Birliği ve Amerika almış, değişen bir şey yine yok.. Bu olayda görüleceği üzere iktidar hırsı yüzünden Cem Sultan, imparatorluğu bölme fikrini bile öne sürmüş, günümüzdeki örneklerini ise sizler zaten biliyorsunuz...  O dönem, tahtını kaybetmemek için imparatorluğu her anlamda zarara uğratan Bayezid gibi padişahlar varmış, günümüzdeki seçim yatırımları da hiç  farklı değil!

"İktidarı ele geçirse aynı mı düşünecekti?" sorusunu ister istemez akıllara getiren, ama doğruluğu da yadsınamaz olan şiirinde Cem Sultan abisine şöyle seslenmiş:
“Yürü var iy Bâyezid sen süregör devrânını
Saltanat bâkî kalur derlerse bu yalandur.” (Ey Bayezid, yürü git sen saltanatını sürmeye devam et. . Saltanat sonsuza dek kalır derlerse bu yalandır.)
Saltanatlar geçicidir der tarih, ama aradan geçen yüzlerce yıla rağmen bu gerçeği hala görmek istemez iktidar sahipleri..

Ben  bu olay vesilesiyle  hatırlatayım dedim..

NOT: Jean-François Solnon'un  "Sarık ve İstanbulin"  kitabını sindire sindire okuyorum.. Avrupalı'nın gözünden Osmanlı'ya objektif bir bakış.. Bu olayı da kitapta geçtiği ve çok ilgimi çektiği için biraz daha araştırıp sizlerle paylaşmak istedim. Eğer beğendiyseniz, benzer yazılar yine yazarım..


Hırslara kapılmadan ve her zaman sevgiyle kalın..




0 yorum:

Yorum Gönder

 
Footer'ı Göster