Hani ünlü köşe yazarları vardır, tatile giderken kısacık bir not yazarlar gazetedeki köşelerine.. Mesela derler ki:
"Soluk almadan aylardır çalışıyorum, izin verirseniz bir kaç gün kafamı dinlemeye gidiyorum, gelince görüşürüz.." Sanki okuyuculardan bir kaç tanesi "Hayır, gidemezsin!" dese vazgeçecekmiş gibi.. Çoktan tatil planını yapmıştır oysa ki!..
Ya da bazıları bu notu yazmaya bile gerek duymaz,
editör kendileri yerine şöyle bir not düşer:
editör kendileri yerine şöyle bir not düşer:
"Yazarımız, yıllık izninin bir bölümünü kullandığı için yazılarına bir hafta ara vermiştir.."
Bu tip notları gördüğümde hissettiğim -hasetimsi- duygudan yola çıkarak, köşe yazarlığına öykündüğümü bir kez daha fark ettim ben de.. Zaten bloğun adını koyarken de "Madem gazetede köşem yok, o zaman ben de evde yazarım, diye düşünmemiş miydim?
"Neden olmasın?" dedim kendi kendime... Köşe yazarları gibi milyonlarca okura hitap edemesem de, mütevazi bloğumda insanların yokluğumu hissedeceklerini düşünerek bir "tatile gidiyorum" yazısı yazabilirdim pekala..
Gerçekten de çok zevkliymiş, kaç kişi bu blogda yazı göremeyince hayal kırıklığına uğrar bilmiyorum ama, birilerinin yazılarımı takip ediyor olduğunu bilmekten inanılmaz bir keyif aldığım kesin..
O halde bir köşe yazarı edasıyla diyorum ki:
" Bir hafta olacağını tahmin ettiğim kısa Karadeniz ve Ege seyahatimden dolayı, bloğa uğradığınızda yeni yazı göremeyeceksiniz.. Gittiğim yerlerde yediğim içtiğim bende kalacak ama, sizler adına sıkı gözlemler yapacağımdan ve dönüşte paylaşacağımdan emin olabilirsiniz.. Şu anda bu yazıyı Karadeniz'in sevimli bir kasabasında, kötü bir bilgisayarda yazıyorum size.. Sonrasında bu kötü bilgisayarı bile bulamayacağımı bildiğim için fırsat bu fırsat dedim.. Bu notu yazamasaydım gerçekten de üzülecektim..
O zaman sevgiyle kalın, görüşmek üzere diyorum..
0 yorum:
Yorum Gönder