Son Dakika
bltema.blogspot.com sitesinde sizi muhteşem temalar bekliyor..Hemen ziyaret etmeye ne dersiniz ??
17 Temmuz 2013 Çarşamba

Beş günlük gezi maceralarım..

06:03
Bloğumu takip edenlere on gün öncesinden sözüm vardı. Seyahate gittiğim yerlerde yediğim içtiğim bana kalacak, gözlerimlerimi onlara aktaracaktım. Yaslanın koltuğunuza o zaman, beş güne sığdırdığım gezinin notlarını aktarayım sizlere..


Önce Zonguldak'ın şirin ilçesi Devrek'e gittim. İstanbul'dan otobüsle beş saat sürdü yolculuğum. Seksenli yıllardaki betonlaşma furyasından nasibini almasa, aslında yeşiliyle, orijinal evleriyle Safranbolu'ya rakip olabilecek bu şirin kasabada resimde gördüğünüz üzere maalesef bahçeli ev pek kalmamış. Kasabanın ortasından Filyos'un bir kolu olan Devrek Çayı geçiyor. Şirin köprülerle ayrılan öte yakaya biraz da kolaya kaçılarak verilen "Karşıyaka" ismine şaşırmamışsınızdır eminim. Kasaba merkezinde pek kalmasa da civarı yemyeşil. Yedigöller'e, Bartın'a yakın. 

Bilenleriniz vardır belki; Devrek, el yapımı bastonlarıyla meşhurdur. Küçük bir bastoncular çarşısı da var kasabanın girişinde. Yolunuz düşerse bir uğrayın derim.
Yöreye özel ağaçlardan yapılan bu bastonların dünyadaki bütün ülkelerin başkanlarına hediye edildiğini duymuştum. Devrek Bastonları diye aratırsanız internette, nasıl yapıldıklarını, inceliklerini de öğrenebilirsiniz. Çoğu insan bu bastonlardan alır, evine süs diye asar; belki de yaşlılıklarına yatırım yaptıklarını gizlerler kendilerince, kim bilebilir... 
Devrek'e yolunuz düşerse mutlaka bir fırın bulun ve bir simit alın sıcak sıcak. Emin olun bu incecik simidin tadını unutamayacaksınız. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, Devrek kadınları hamur işinde kendilerini gerçekten de aşmışlar. Günlerden pazartesiyse kasaba pazarına bir uğrayın derim. Kadınlar pazarı kurulur, satıcılar hep kadındır. Organik sebzeleri zaten saymıyorum; ev yapımı cevizli gömeç, gözleme, bazlama, çizleme denilen bu harika hamur işlerini mutlaka bulursunuz.. Hele bir baklava yapıyorlar, bol cevizli ve tereyağlı... Denemeniz lazım mutlaka, yazarken bile canım nasıl çekiyor bilemezsiniz.. Her neyse yediklerimden bahsetmeyecektim değil mi.. Kendimi bir an tutamadım farkındaysanız..
Bir gecelik Devrek maceram, aynı gün içinde bir saatlik yolculukla Zonguldak'a gidişi ve dönüşü de kapsadı. Devrek-Zonguldak yolunda gözlerim yeşile doydu diyebilirim. Zonguldak'ı bilirsiniz, madenci kentidir. Küçük, deniz kenarında, sevimli.. İnsanların mütevaziliği, yaşadığı zorluklar yüzlerine yansır. Şehrin girişinde "Kelebeğin Rüyası" filminin giriş sahnesi geldi aklıma..
Orhan Veli'nin şiirini bilmeyeniniz yoktur:

              "..Siyah akar Zonguldak'ın deresi                  Yüz karası değil, kömür karası                   Böyle kazanılır ekmek parası "
Zordur küçük Anadolu kentlerinde yaşam, insan gidince de hüzünlenir ister istemez..

Ertesi gün ben yine yollardaydım. Üç buçuk saatlik yolculuk sonunda Ankara terminaline vardım. Ankara'ya nedense hiç ısınamamışımdır. Denizi olmayan kentler çekmez beni.. Ankara terminalindeki bir saatlik mola sonunda ver elini Dikili-Salihleraltı.. Tam on bir saat süren yolculuk, otobüsteki koltuk arkası ekranın azizliği, oturacak yerlerin ergonomik olmayışı nedeniyle pek de keyifli geçti denemez. Uzun yolculukların sevdiğim yanı ise zamansızlık ve mekansızlık duygusunun içimi kaplamasıdır. Her ne kadar rahatsız bir yolculuk yapmış olsam da bu duygunun verdiği hüzünbaz mutluluk yine de güzeldi diyebilirim.

Biraz deniz, biraz güneş, biraz büyükleri ziyaret, biraz da bahçeden toplanan meyvelerin tadıydı Salihleraltı benim için.Deniz serin ve sığ, kumsal geniş ve temizdi. Kaldığım üç gün boyunca bu gördüğünüz harika bahçede çıplak ayakla toprağa bastım. Sabah kalkar kalkmaz eriklerden, şeftalilerden, armutlardan toplayıp yıkamadan yiyerek kendimi ödüllendirdim.İnsanın doğa ile baş başa olması gibi var mı?
   Yanda gördüğünüz şeftali ağacının fotoğrafı kopya değildir, ben çektim.. 
Böyle bir güzellik nerede var?
Büyük şehirlerde neden tıkılıp kalıyoruz apartmanlara anlamıyorum.. Bir gün mutlaka bir sahil kasabasında bahçeli evde yaşama hayalim var.. Bu arada Dikili çevresinde yazlık evler Güney Ege'ye nazaran çok daha ucuz.. Hani radikal bir karar verip Ege'ye kaçmak isteyenleriniz varsa, dip not olsun istedim.

Peki sonra ne oldu? Dikili'ye kadar gidip de canım İzmir'i görmeden gelirsem kesin içimde kalırdı.. Salihleraltı'ndan minibüsle yarım saat Dikili, oradan da midibüsle iki buçuk saat sonra İzmir Karşıyaka'daydım.
İzmir sevgim başka bir yazının konusu olsun, çünkü anlatacak çok şey var. Sağdaki resimde gördüğünüz yer, Karşıyaka Belediyesi'nin Latife Hanım Köşkü.. Çok sevdiğim arkadaşımla ne zaman İzmir'de buluşsak, saatlerce bu bahçede otururuz.. İzmir başkadır, İzmir sevilesi bir yerdir. Bu sefer aceleden boyöz yemeği unuttum içimde kaldı maalesef.. İzmir'de tam beş saat kaldım, sonra sekiz saatlik bir yolculukla İstanbul'a geri döndüm.. Bu sefer uyanıklık yapıp Kamil Koç'un "rahat" servislerinden bilet aldım. Koltuk ergonomik ve genişti, o kadar rahat uyumuşum ki yolda..
Yani sevgili okuyucular, salı akşamı yola çıkıp pazartesi döndüğüm beş günlük gezimde toplam otuz üç saat yolculuk yapmışım..

Bu yorgunluğu atmanın çaresi nedir? Elbette tatile gitmek.. Bu cuma akşamı yedi geceliğine Fethiye'ye gidip gerçekten dinleneceğim..
Bakalım oradan nasıl anılar birikecek ruhsal kütüphanemde...

Sevgiyle kalın..

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Footer'ı Göster