Son günlerde sokaklarının biber gazı koktuğu, gecelerinin kabusa dönüştüğü bir semtten, size eğlenceli, keyifli yazılar gönderemeyeceğim bir süre üzgünüm.. Çünkü keyifli yazılar yazmak için iç huzuru gerekir, belki de ben böyle düşünüyorum..
İsterdim elbet, çok sevdiğim Cemal Süreya'nın yine çok sevdiğim kısacık şiirini tekrarlayarak,
"hayat güzel, kuşlar uçuyor"demeyi. Ama dedim ya üzgünüm, maalesef bu aralar hayat pek göstermiyor güzel yüzünü.. Kuşlar bile korkarak uzaklaşmaya başladı semtimizden..
Belki sizler, bu yazıyı okurken neden bahsettiğimi bile anlamadınız. Belki de gündelik yaşantınız hep aynı döngüsünde sürüyor. Ama maalesef öyle değil gerçekler..
Sokaklarda şiddet var artık, geceler kabusa döndü! Uykusuzluk can yoldaşımız oldu, havanın kararmaya başladığı saatlerde yüreklerimiz hop etmeye başladı..
Şimdi bunları okuyunca politik yorumlar yapmak isteyeceksiniz. Yapmayın!
Şu ya da bu partiyi destekliyor olmanız sizin özgürlüğünüzdür, saygı duyarım.. Sadece, hep birlikte gittikçe kronikleşen şiddete "son" diyebilelim istiyorum..
"Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler!" demiş ya usta şair..İşte bu cümledeki insani duyarlılığı hissedebilelim istiyorum... Mesele şu siyasi görüş, bu siyasi görüş değil..
Mesele basit: İnsan olmanın ağır sorumluluğunu hissedebilmek!.. Biraz da empati kurabilmek ve yaşanan şiddete hep birlikte karşı koyabilmek.
Düşünün, yaşlısınız. Astımınız var, ya da bebeğiniz var evinizde.. Bunların hiç biri değil de yatağında uyuyan sıradan bir vatandaşsınız. Gecenin bir yarısı sokaktan gelen korkunç seslerle uyanıyorsunuz, evinize gaz dolmuş! Nefes alamıyorsunuz.. "Niye?" diye soruyorsunuz can havliyle, "Niye?"
Yanıt, gençler istemedikleri bir şeyleri protesto etmek için toplanmışlar, seslerini duyurmaya çalışıyorlar.. Öyle basına yansıdığı gibi ellerinde ne molotof var, ne silah var, ne de başka bir şey! Heyecanla bir şeylerin değişmesini istiyorlar, sadece haykırmak istiyorlar düşüncelerini. Gözlerimle görüyorum, sokağımızda yaşanıyor bütün bunlar.. Bu gençler en az sizin kadar, en az benim kadar masumlar.. Bırakın terörist adlandırması yapılan bir gruba üye olmayı, çoğunun bu grupların adından bile haberi yok! Dedim ya, sadece gittikçe artan baskı ortamında biraz daha özgürce nefes almak istiyorlar o kadar..
Diyelim ki polissiniz, karşınızda düşman gibi gördüğünüz bu gençler sizin kardeşleriniz! Belki de komşularınız, akşam kıyasıya nefretle dövmeye çalıştığınız bu çocuklara belki de gündüzleri selam veriyorsunuz.. Kendinizi koyun onların yerine, siz de bu kadar gaz yedikten sonra haksızlığa uğradığınızı düşünmez miydiniz? Sizi kıyasıya dövseler, sadece bir yerde toplanıp bir iki slogan attınız diye, öfkeniz kabarmaz mıydı?
İşte empati kurmak bu kadar basit aslında..
Yazılan bazı şeyleri okudukça insanlığımdan utanır hale geliyorum inanın. "Biz zamanında çok öldük, biraz da siz ölün!" diyenlere kızdığım kadar, "Mısır'da birisi öldü diye yas tutacağınıza kendi ölülerinize bakın!" diyenlere de kızıyorum.. İnsan ölümlerinden bahsediyoruz burada.. Ölümün, cinayetin ırkı, dili, dini, siyaseti olur mu? Oluyor maalesef, olduruyorlar, olması işlerine geliyor.. Hepsini, ölümler üzerinden yapılan bütün siyasetleri kınıyorum..
Ben insanım, var mı bunun ötesi???
Dediğim gibi amacım politika yapmak değil, politik bir yorum da yapmayın bu yazıya! Politik hamasetten, üst perdeden yapılan konuşmalardan, kendisini haklı çıkarmaya uğraşan görüşlerden midem bulanıyor artık çünkü.. Sadece geldiğimiz noktayı siyaset üstü, insani duygularınızla bir değerlendirin istiyorum.
Demokrasi, başkalarının düşüncesini dönüştürmeye uğraşmak, bunun için şiddete başvurmak değil; aksine bütün düşüncelerin zenginliğinden yararlanarak, barış içinde ortak yaşamanın zeminini oluşturmak değil midir?
Demokrasi denilen kültürde dinlemek, konuşmaktan daha önemli bir kavram değil midir? Susturmak, üste çıkmaya çalışmak, egoların çarpışması yaşandığında ne kalır geriye?
Usta şair Edip Cansever diyor ya "Ne gelir elimizden insan olmaktan başka?"Evet soruyorum sizlere, var mı insan olmaktan, insan olabilmekten başka çözüm?
İki gündür kalp çarpıntısı ve panik atak gibi bir heyecan var üzerimde.. Çünkü ben de evine gaz girerek uyananlardanım! Alıç çiçeği ve sarı kantaron aldım aktardan, çay yapıp içiyorum bozulan kimyam düzelsin diye..
Dedim ya, politika üstü bir durum bu.. Herkes karşısındakini dinlemeyi bilseydi, bütün bu şiddet yaşanmayacaktı!
Sahi kaçımız biliyoruz karşımızdakini dinlemeyi...
Hare, Hare Krishna

0 yorum:
Yorum Gönder