"İş hayatından çok arkadaşım yoktur" deyince insanlar bana garip garip bakıyor. Belki de içlerinden
"İnsan sevgisi yok mu bunda, yabani şey.." diyorlardır.
Birlikte cumartesi akşamlarını geçirdikleri, hatta nedenini hiç anlayamadığım bir şekilde sık sık birlikte pazar kahvaltılarına katıldıkları, içmeye gittikleri iş arkadaşları; aslında beyinlerinin bir yerinde hep rakip olarak kalır.. En küçük çıkar çatışmasında da bütün o paylaşımlar tuzla buz olur. Hatta samimi içki ortamlarında dile getirilen özel konular bile bir haset anında ortalara saçılıverir.. Söylem şu tarzdadır:
"Sen zaten çocukken de böyleymişsin, kendin söylemiştin ya ..? "
"Yahu söyledim söyledim de sen ofiste herkese yayasın diye değil!"
şeklindeki savunmalar ise artık boştur. Özel hayat saçılmıştır bir kere ortaya. Ya dedikodulara aldırmadan orada çalışmaya devam edersin, ya da şapkanı alıp gitmek ve o insanlarla bağlantıyı koparmaktan başka seçeneğin yoktur. Dostluk bunun neresinde ?
Rekabetin olduğu yerde samimi dostluk olur mu ?
![]() |
| çıkarlar gündeme gelince iş arkadaşlığı son bulur.. |
Hep bir çekişme vardır; kimi zaman gizli, kimi zaman da açık açık.. Hele bazıları vardır ki - kıl olduğum insan tiplerinden- muhasebecilerle özellikle samimi olurlar. Herkesin maaşını bilmek, onlar için yaşamsal bir kaygıdır çünkü.. Öğrendiklerinde de yaptıkları işin niteliğine bakmadan, örneğin yan masada çalışan kendinden kat be kat deneyimli ve detaylı işler yapan arkadaş eğer kendilerinden çok maaş alıyorsa, hemen savaş kılıçlarını çekerler. Her şeyin en iyisini bilen ve yapabilecek kabiliyette olduğunu sanan meraklı arkadaş, neden maaşı diğerinden daha az diye sinirden kendini paralamaya başlar. Bir taraftan da o arkadaşının yüzüne gülmeye devam eder, hatta ağzından laf alabilmek için daha da samimi ayaklarına yatar.. Yazarken bile midem bulanıyor bu tiplerden, öğğkk!
Kaytarmaya ortak olmazsan, iş arkadaşlarının birinci düşmanı olursun..
Facebook oyunlarından en bilineni Farmwille yeni çıkmıştı, bizim ofiste çalışanların hepsi günlerinin büyük bölümünü sanal tarlalarına domates ekerek geçiriyordu. Bense işyerinde değil oyun oynamak, MSN bile kullanmayan bir tiptim. Sonucu tahmin edersiniz, hepsi bana cephe aldı!Çok kolay uyutulabilen saftirik patron ne zaman ofisten çıksa tarlalar açılıyor, patron ne zaman içeri girse; telefonlara sarılıp yüksek sesle birilerine fırça çekiliyordu. Çok ikiyüzlüydüler, çoğundan nefret ediyordum ve tabii ki onlar da beni dışlıyorlardı.
Sonuç mu? Saftirik patron benim bildiğim üç kere battı, her seferinde de çok iyi olduklarını zannettiği o insanlarla çalışmaya devam etti. O çok mükemmel domates arkadaşlıkları ise salça kıvamına geldi. Tarlaları ortak sır olarak kaldı tabii ki...
"Biz" kavramını bilmeyen, hep "ben" diyen tiplerle asla arkadaş olmam !
Tipik telefon konuşmaları aşağıdaki gibi olanlara olan nefretimi tarif bile edemiyorum. Maalesef iş hayatında genel olarak bu tiplerle karşılaştığım için doğal olarak "arkadaşım" sıfatını da hak etmiyorlar ..- kamyonum birazdan gelecek, malımı yükledim.
Bütün gece çalıştım; imalatı bitirdim...
Konu " ekip çalışması" olunca mangalda kül bırakmayan bu egosu tavana vurmuş "ben"ci insanlara diyebileceğim hiç bir söz yok.
Be geri zekalı, kamyon senin mi ? Şirketin..Malları sen mi yükledin tek başına; sen sadece zincirin bir halkasıydın.Sen evinde sıcak sıcak oturup arada telefonla " nasıl gidiyor?" diye sorarken sabahlayanlar ;sen eğer yöneticiysen senin zavallı ekibindi..İmalatı nasıl kendin yapmış gibi böyle bireyci konuşursun?
İşin en iğrenç tarafı da ortada bir başarı varsa kendini ön plana çıkaran bu iğrenç yaratıklar,kollektif başarısızlıkları birilerinin üzerine atmakta da ustadırlar. Şöyle derler genelde:
-Bizim Ali Usta , malı yanlış üretmiş. Depocumuz Seyfettin, irsaliyeyi kaybetmiş....
A be bencil yaratık, sen değil miydin " tamam, böyle yap Ali Usta" diyen; sen değil miydin Seyfettin'e " irsaliye sende kalsın." diyen.. Seyfettinlere gelesin..."Bakanıma talimat verdim, valimi uyardım..vb söylemlerinde bulunan politikacılara da kıllığım aynı sebeplere dayanır hatırlatayım...
Şimdi sevgili okuyucu, söyle bana, nasıl arkadaş olunur bu iğrenç tiplerle ?
Buyurgan tavırlı ukalalar mı dersin, benmerkezci yarım akıllılar mı dersin, dedikoduyla reklamlarını yapıp bütün gün yaydıranlar mı dersin, küfürbaz tipler mi dersin, her şeyi kendilerinin bildiğini sanan cahil cesaretli zavallılar mı dersin, astlarına bağırınca bir şey olduklalarını sanan ama patronun karşısında yalayacak elma şekeri arayan dalkavuklar mı dersin, sevmeseler de her iş ortamına girip boy gösteren popülistler mi dersin...
İş hayatından fazla arkadaşım olmadığı için kendimle gurur duyuyorum..
Her insanın içinde hem iyi, hem kötü yan vardır denilir ya.. Sanırım bu kötü yanlar genelde iş hayatında ortaya çıkıyor. Kendilerini nasıl bir dev aynasında görüyorlarsa artık, neredeyse dünyayı bile kendileri yaratmışçasına kibir ve böbürlenme içine giriyorlar..
Ya kardeşim, bırak da başkaları takdir etsin seni, ne övünüp duruyorsun..
Kendileri dev olduğu için diğer cücelerle asla muhatap da olmazlar..Sen eğer biraz alçakgönüllüysen, zaten onların gözünde saf dışı olursun.
Kendileri gibi olmayanı asla kabul etmezler.. Örneğin adamın biri kibarsa, " kadın kılıklı" diye dışlanır, çünkü küfür etmiyordur. Biri eğer yaşlıysa direkt " dede" lakabını takarak onu incittiklerinin farkına bile varmadan dalga geçerler. Gözlüklüyse " dört göz, ne o göremedin mi ? " şeklinde alay ederler. .Hiç unutmam, bir erkek arkadaşımızın göğüsleri biraz büyükçeydi. Muhtemelen hormonsal bir sorunu vardı. Hepsi üniversite mezunu, yurtdışı görmüş müşteri temsilcileri sürekli arkasından konuşurdu: " Ameliyat olması lazım, iğrençç.." Hatta hiç unutmuyorum bir tanesi
" Ben bu görüntüye dayanamıyorum, söyleyeceğim kendisine , dar t-shirt giymesin; rahatsız oluyorum " demişti..
Sevgili okuyucu, mobingi aşıp faşizm boyutuna yaklaşan bu tavırdaki insanlarla nasıl arkadaş olabilirim ?
Bir de hayat standartlarının yüksekliğiyle övünenler vardır ki genelde ofis ortamlarında olurlar..Hiç unutmuyorum, babası yıllarca işçilik yaparak iki yıllık okulda güç bela okutmuş kızını. Güzelce olduğu için süs püs meraklısı da kendisi. " Asla sahte parfüm kullanmam, en pahalısını alırım elbet" demişti.. Boğaziçi mezunuyum diye hava atan öbürü ise " saç boyamın maliyetini söylemeyim şimdi , dudağınız uçuklar" diyerek direkt sınıfını ayırmıştı bizlerden..
Söyle bana sevgili okuyucu, ofise podyum muamelesi yapıp güzelliğini ön plana çıkararak, yeri gelince sahte gözyaşları döküp hep haklı çıkmayı başaran kafası boş kızla mı arkadaş olaydım; yoksa Boğaziçi diye diye övünen hatunun aslında Boğaziçi'nin kıytırık iki yıllık bölümünden mezuniyetini saklamasını ve de saç boyasına verdiği parayı çay saatlerine malzeme yapmasını dikkate mi alsaydım ?
Anti-sosyal kalmayı tercih ettim iş hayatında..
Anti-sosyal oldum genelde.. Ev gezmelerine gitmedim, patronun gözdeleriyle sahte yakınlıklar kurmadım, okey partilerine katılmadım, sahte diyaloglara girmedim, iş saatinde toplu yapılan kaytarma partilerine katılmadım, insanların maaşını merak etmedim, böbürlenmedim..
Sen de tahmin edersin ki genel olarak sevilmedim iş yerlerinde..Yüzlerce kişinin çalıştığı yerlerde bile en fazla iki kişiyle diyaloğa girdim. İyi ki de öyle yapmışım, hiç pişman değilim..
Bir kez daha yineliyorum:
AYIDAN POST, İŞ HAYATINDAN DOST OLMAZ..



0 yorum:
Yorum Gönder